28 Haziran 2012 Perşembe

sıkı can iyidir çabuk çıkmaz..

Çok canım sıkılıyor! Acaba yapmam gereken bir sürü iş varken benim hiç bir şey yapmamamdan olabilir mi??? Okumam gereken bir sürü makale var, özetlerini çıkartmalıyım ama hiç elim gitmiyor. Son günlere sıkışacak yine hepsi biliyorum sonra panik olacağım, stres yapacağım. Bir yerden başlamam lazım artık, bir itici güç bulmalıyım kendime. İşte biraz başlayayım evde devam ederim diyorum içimden ama ne işte başlayabiliyorum ne eve gidince devam edebiliyorum. Eve gidince zaten istediğim hiç bir şeyi yapamıyorum.

Dün mesela eve gittim yemek yaptım. Eşim evlendiğimizden beri ilk defa bir yemeğe bu kadar çok övgü yağdırdı. Nasıl yaptın bunu farklı ne var dedi. Oysaki her zamanki gibi yapmıştım hiçbir farklılık yoktu demek ki buna sevgimi daha fazla katmışım. Yemekten sonraki planım ütü yapmaktı. Yıkayıp, yeni aldığım ve iyi ki de almışım dediğim kurutma makinemde kuruttuğum çamaşırları biriktirmeden ütüleyip kaldıracaktım. Yaptım mı tabii ki hayır. Yemekten sonra ağırlık çöktü az oturayım mutfağı öyle toparlarım derken zaman geçti zar zor mutfak toplandı sonra saat oldu dokuz buçuk dedik maç var onu izleyelim. Nasılsa Portekiz İspanya yarı final maçı heyecanlı geçer bol gol izleriz 90 dk da biter diye düşünmüştük ama çok yanılmışız. Maç acayip sıkıcıydı, topu bir türlü ayaklarında tutmayı başaramadılar. 90 dk bitti gol yok uzatmalara gitti yarım saatte öyle geçti yine gol yok heh dedim güzel penaltılar gelir şimdi ama iki takımda ilk penaltısını kaçırdı. Sonunda tahmin ettiğim gibi penaltılarla maçı ispanya kazandı.  (Almanya italya maçının bu kadar sıkıcı olmamasını ümit ediyorum). Maç bitti saat oldu yarım benim gözler yarı kapalı ütüler kaldı tabi.

Kendime en çok kızdığım konulardan birisi bu planladığım işleri yapmamak. Her gün bugün bunları bunları yapacağım diyorum ama gün bitiyor ve geriye doğru baktığımda yine koca bir hiçlik, bom boş geçmiş bir gün. Çok üzülüyorum, çok kızıyorum kendime ama ertesi gün yine aynı şeyleri yapıyorum. Nasıl kurtulacağım bu kısır döngünün içinden bilmiyorum. Yani birkaç taktik biliyorum aslında ama uygulama kısmında problemim var. Öncelikle ben sabahtan gaza gelip gün için deli gibi plan yapıyorum bu baştan yanlışmış az az başlamak gerekliymiş, gerçekten yapabileceğime inandığım basit şeyleri planlamam gerekiyormuş. Onları gerçekleştirdikçe kendine güvenim gelecekmiş böylece biraz daha büyük çaplı planları da gerçekleştirebilecekmişim.  Bakalım yavaş yavaş uygulayacağım inşallah.

10 Ocak 2012 Salı

buraya gitmek istiyorum..

Ne kadar çok zaman geçmiş başlayış maceramdan. Ama fırsatım olmadı bir şeyler yazamak için yada isteğim.. Geçici bir hevesmiydi bu başlayış diye düşündüm öyleydi herhalde ilk başlardaki heyecanım kalmadığına göre. Sonra olsun dedim kendi kendime arada sırada da olsa yazabilecek bir yerin olması güzel. Yaklaşık bir aydan sonra tekrar merhaba..

İmkanım olsa asla evde durmaz tatillerimi hep gezmekle geçirir, her gün her saniye farklı yerleri görmeye giderdim. Dua ediyorum Rabbim inşallah bir gün gezmek istediğim yerleri görmeyi nasip eder bana. Şimdilik liste yapmakla yetiniyorum :).

İşte Çinde geleneksel olarak düzenlenen Snow and Ice Festival (kar ve buz festivali) de gitmeyi çok istediğim etkinliklerden biri. Bu yıl 28. düzenlenen festival 5 Ocak ta başladı ve bir aydan uzun bir süre açık olacak. Festivalde yaklaşık 400.000 metrekarelik alan üzerinde buzdan yontulan yapılar ve heykeller sergileniyor, ve bir çok etkinlik yapılıyor. Gerçekten gidip görülesi bir yer..



Çok güzel değil mi?? Işıklandırmalar harika.





Ben de buradan kaymak istiyorum. Ne kadar eğlencelidir kim bilir. Umarım yaş sınırlaması yoktur :)







Bütün görüntülere bayıldım. Rabbim gitmek isteyen herkese gitmeyi nasip etsin. Amin. :))

Burayı bukadar çok beğendiğime, buzu ve karı bukadar çok sevdiğime göre gitmek istediğim diğer bir yer de tabiki İce Hotel... Onu da başka bir yazıda anlatırım artık..  

14 Aralık 2011 Çarşamba

heyecan..

5 Aralıkta karşıma çıkan yeni bir iş imkanıyla başladı heyecanım. Bu heyecana dün yeni heyecanlar eklendi, kocaman oldu ve her geçen an daha da arttırıyor heyecanımı. Şu an her şey belirsiz, hepsi bir ihtimal. Bu ihtimallerin gerçekleşmesi için çok dua ediyorum. Hepsini çok istiyorum ama biliyorum ki Rabbim hakkımda hayırlısını nasip edecektir. Yeni bir yılda belki de yeni bir bana merhaba.. Yeni yılla beraber,

Her sabah kampüse gidesim var..
9 gün kutsal topraklara gidesim var..

12 Aralık 2011 Pazartesi

Haftasonu..

Güzel bir hafta sonunun ardından yepyeni bir hafta. Bu hafta duymak istediğim çok güzel bir haber var inşallah duymak istediğimi duyarım. Hafta sonun oldukça hamarat geçirdim. Cumartesi erkenden uyandım toz aldım evi süpürdüm yemek ve akşama gelecek arkadaşlarım için tatlı yaptım. Tabi arada gossip girl izlemeyi de ihmal etmedim ( blair chuck’a geri döndü ama kaza yaptılar çok acıklı bir yerde bitti yeni bölümü merakla bekliyorum =) ) Erken kalkınca insanın işleri hemencecik bitiyormuş bir kez daha bunun farkına vardım. 

Bu süreçte yeni aldığım düdüklü tenceremi de kullanma fırsatı buldum. 10 dk mercimek çorbası pişiyormuş. Evet pişti çok ta güzel oldu ( tadı güzel ama hala biraz fazla sulu ) ama ben yine de düdüklü tencerelere olan önyargımdan kurtulamadım. Ablamdan kullanma talimatını öğrendim: suyu koy mercimeği koy yağı koy ( sadece mercimek ve su ile yapılan çorbanın besin değeri pek yüksek olmayabilir biliyorum biraz tecrübe kazandıktan sonra patates havuç soğan kısmına geçeceğim inşallah) kapağını kapat, kapaktaki kırmızı kısım yukarı çıkınca altını kıs 10 dk bekle aç ye.  İyi güzel de ben pilav yaparken bile kapağını açıp pişmiş mi diye bakan bir insanım düdüklü tencereye nasıl güveneyim. Yemek pişerken en az 5 defa tadına bakarım ben onun, düdüklüde kokusunu bile alamıyor insan. Velhasıl düdüklü tencere iyi güzel çabuk pişiriyor ama ben pek hoşlaşmadım kendisiyle. Bu arada düdüklünün markası Tefal Clipso. Kullanımı çok kolay tek elle açıp kapatabiliyorsunuz. Patlama riski de yokmuş ki bence en güzel özelliği bu. 

Pazar günü de kayınvalidemlere kahvaltıya gittik. Börek yapıp götürdüm (sodalı börek, tarifini bir ara yazarım). Hamarat gelin olmaya başlıyorum sanırsam =). Akşamına da Ada Centera uğradık. Alışveriş isteğiyle dolup taştığım günlerde hiç bir şey bulamamak kadar sinir bozucu bir duygu yok. O kadar gez dolaş istediğin şeyleri bulamadan dön ( bir tane yağmurluk ve şampuan aldım ama onlar sayılmaz =) ).

Artık aldıklarım ve almak istediklerimi de başka bir postta anlatırım.. İyi haftalar.

8 Aralık 2011 Perşembe

Canım sıkılıyor!

Hava yağmurlu. Severim aslında yağmurlu havaları ama evde yatağımda olmam lazım elimde kitabım sağımda bilgisayarım solumda da telefonum olması lazım. Bir saat kitap okuyup bir saat bilgisayarda takılıp bir saatte uyumam lazım. Telefon niye orada diyeceksiniz o her 5 dakikada bir sevdiğimle mesajlaşmak için =)

Ama bunların hepsi şuan için sadece hayal. Daha baştan ofsayt durum çünkü çalışıyorum. Her 5 dakikada bir sevdiğimle de mesajlaşamam oda çalışıyor. Evlendikten sonra onunla mesajlaşma konusunda çok büyük bir boşluğa düştüm zaten. Önceden asla yanımdan ayıramadığım telefonumu şimdi nereye bıraktığımı unutuyorum. Düğünden birkaç gün sonra “sabahları sana günaydın mesajı atabilir miyim” diye sormuştum kendisine =) 

Evlilik güzel bir duygu. 3 ayın dolmasına az kalmış olsa da  ben hala bazen şaşkınlık içerisindeyim. Böyle durup bakıyorum ona, etrafa, eve. Ama güzel, çok güzel bir şey. Mesela ev senin evin, istediğin zaman toplarsın istediğin zaman dağınık bırakıp yatarsın. İstediğin zaman  yemek yersini istediğin zaman yatar istediğin zaman kalkarsın. Dün akşam bir güzelliğine daha şahit oldum, bu havada dondurma yedik ( evde annem asla izin veremezdi de). Tabi ki bunca güzellik içinde zorluk yok mu var! Hele benim gibi bunca zaman sorumsuz yaşamış biri için çok zor. O istediğim zaman topladığım evi BEN toplamak zorundayım, istediğim zaman yediğim yemeği ben yapmak zorundayım. Bunlar başa gelince anladım annemin, ablamın kıymetini. Bir de ne var yaparım ederim çok kolay diye ahkâm kesiyordum. Hiç de öyle değilmiş başa gelince gördüm.  

Yavaş yavaş alışıyorum yani alışmak zorundayım. Yemek yapmaya başladım. Çok da kötü olmuyorlar. Hatta baya beğenenler bile çıktı (biricik kızlarım). Misafir bile ağırlıyorum =) Aaa cumartesi günü misafirim var inşallah benim. Ne yapacağıma karar vermek ve malzemeleri hazırlamak için 1 günüm var. Hemen danışmanım olan ablama danışmam lazım.

Hayatımda kendimle ilgili değiştirmek istediğim birkaç şey var. Yaşam kalitemi arttırmak için başarmam gereken şeyler.   Şuan onların üzerinde çalışıyorum. Eğer başarabilirsem ki Rabbimin izniyle  başaracağıma inanıyorum yazarım burada başarı sırlarımı =) Bu arada Rabbim en büyük destekçime de güç versin..

7 Aralık 2011 Çarşamba

her zaman her şeyden..

Her zaman her şeyden.. 
Nasıl tamamlasamki devamını bilemedim. Neden bu ismi seçtim onu da bilemedim. Bir anda aklıma geliverdi işte. Belli bir katagoride yazmak istemediğimden belki. Her şeyden yazmak istiyorum. Aklıma gelen her zaman, her şeyden yazmak istiyorum!

Modayı takip etsemde pek uygulamam (her seferinde heves ederim sonra beceremem), yeni yerler görmeyi sevsemde pek gezemem (iş güç para zaman meselesi), yemek yemeyi çok severim ama pek yapmam (yapamam değil yapmam hazır olanı yemeyi daha çok seviyorum özellikle ablamın yemeklerini), takılara aksesuarlara bakmayı severim ama pek kullanmam (genelde onları seçecek ayarlayacak vaktimi başka şeye harcarım), tv deki çoğu şeyi bilirim ama pek izlemem (15 dk fragmanlara bakın bütün konuyu anlıyorsunuz zaten), bir yerde uzun süre kalamam sıkılırım (baba evinde sıkılınca abla evinde, abla evinde sıkılınca baba evinde yaşadım 3 ay öncesine kadar artık kendi evim var bi orda sıkılmıyorum), teknolojiyi ve teknolojik aletleri çok seviyorum hep hep hep istiyorum (hep hep hep de bozuyorum).  Bilgisayara ve telefonuma aşığım. Hee bir de bunca şeye rağmen beni seven sevdiğime aşığım :)
İşte böyle her zaman her şeyden bir parça vardır içimde. Hayat paylaşınca güzel ya ben de paylaşayım dedim :)

Merhaba..

Bismillâhirrahmanirrahim..
Ve sonunda.. 
Daha evvel bir kaç kere girdi aklıma bu düşünce ama cesaret edemedim, kaçtım. Küçüklükten beri hiç güvenmedim yazıma, kompozisyon derslerinde hocamla anlaşmam vardı, yazmazdım. Konuşarak kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüm hep. 
Sonunda dedim ki kendime edebiyat yapmak zorunda değilsin :) aklına geldikçe birşeyler konuşuyormuş gibi yazabilirsin. Bu güne nasipmiş.. 
Her konuda olduğu gibi bu konuda da desteğini esirgemeyen biricik sevgilim, huzurum ve ilk okuyucum olan eşime kocaman sevgiler..