Nerden başlasam..nasıl anlatsam.. uzun bir aradan sonra merhaba.. canımın hiç birsey istemediği gibi, buraya yazı yazmakta canıma zor gelenlerden... beni bu havalar mahvetti, demiş yaa ne güzel demiş.. bir bitkinlik, bir uyuşukluk, bir hastalık halleri neler oluyor bilmiyorum. kışın o kısacık günlere sığdırdığım onca işin onda birini yapamıyorum şimdi :( neyse burada da bunalım yaratmayalım... bir on dakika önce ne istiyorsun sennn diye bağırasım geldi kendime.. sonra gerçekten bu sorunun cevabını düşündüm.. ve bu sıralar en çok istediğim şeyin sağlık ve enerjii olduğuna karar verdim.. sabah erkenden kalkıp, akşama kadar bitmeyen bir enerji istiyorum.. çok şey mi istiyorum?? ve bir araştırma yaptım, doğal yollarla enerji nasıl kazanılır.. en 1. şartı sağlık problemin olmayacak.. kanın, demirin, şekerin, kolestrolün, hormanların ve binumum şeylerin normal insan seviyesinde olacak.. sonraaa çok güzel bir iraden olacak.. vs vs.. bak yazarken bile fenalık geldi... neyse gözüme takılanları paylaşayım istedim...
Bu kitabı çok merak ediyorum, en kısa zamanda sizinle paylaşırım inşallah..
Hacamat..bu sıra cok ilgileniyorum, ama yaptırmak için zamanı değil.. Ozon tedavisi.. yaptıranlar çok memnun, kronik yorgunluğa çok iyi geliyormuş, bunu da denemek istiyorum.. anlayacağınız alternatif tıbba takmış durumdayım şu anda... ama kesinlikle bir zorunluluk olmadıkça, ilaç tedavilerinden önce denenmesi gerekenlerden...
10 Temmuz 2012 Salı
6 Temmuz 2012 Cuma
küçük mucizeler dükkanı..
Ahh "Küçük Mucizeler Dükkanı" bitti. Ama keşke bitmeseydi, gerçekten çok eğlenceli ve sıcak bir kitaptı. Okuduğum kitaplara çok fazla bağlanırım kitabın içerisinde yaşıyormuşum gibi geçer zamanım. Bu kitapta da aynısı oldu. 4 kadının hikayesi anlatılıyor kitapta. Farklı dünyalara sahip kadınların hayatlarının örgü örmek üzerindeki kesişimi. Yapılan hatalar, pişmanlıklar.Hepsine yakın hissettim kendimi. Hepsiyle beraber sevindim, beraber üzüldüm. Bir de merak ediyorum böyle ilişkiler sadece kitaplarda yada filmlerde mi olur? İnsanlar kitaplarda yada filmlerde mi anlar hatalarını, ilişkilerini düzeltmek için çabalar, özür diler. Sen haklısın ben hatalıyım demek neden çok zor gelir bize. Gerçek hayatta bunu yapmadığımız için mi acaba yazarlar karakterlerine bunu yaptırır, kendi yapmak istediklerini, görmek istediklerini mi yazarlar? Neyse....
Kitapta en çok hoşlandığım şey ise yazarın gerçek hayatta da örgü örüyor olması. Hatta kitabın sonunda bebek battaniyesi modeli vermiş.
Kitapta en çok hoşlandığım şey ise yazarın gerçek hayatta da örgü örüyor olması. Hatta kitabın sonunda bebek battaniyesi modeli vermiş.
Kitapların tadını çıkarta çıkar okumayı hiç beceremiyorum. Elime alıyorum bi daha da bırakamıyorum, evde otobüste laf aralarında her boş bulduğum her anda okumaya devam ediyorum. Sonra neden bu kadar çabuk bitti diye üzülüyorum.
Çok edebi bir dil yada felsefi düşünceler beklemeyin kitaptan. İnsanın içini ısıtan çerezlik bir roman. Okunmalı mı bence evet okunmalı!
5 Temmuz 2012 Perşembe
biraz hayal..
Deniz kenarında bir evde olsam şimdi. Hani şu afili Amerikan filmlerinde zengin adamların sahip olduğu kumsalın dibinde kocaman camları olan içi harika döşenmiş evler var ya işte o evlerden. Gerçi okadar büyük olmasına da gerek yok Norveç civarında deniz fenerlerinin yakınlarında ki evlerden de olabilir. Verandalı olsun, verandasında da salıncak olsun. Sabah güneşli bir güne uyanayım deniz kokusu sarsın her yanımı, hafif bir rüzgar. Krmmle kahvaltı yapalım verandada ki deniz manzaralı masamızda sonra işe göndereyim onu. Ev tertemiz olsun yapacak hiç iş olmasın, hiç ütü olmasın, dolapta yemekler hazır olsun. Yürüyüşe çıkayım sahilde. Kumun sıcaklığını hissedeyim önce, ayaklarımın altından kayışını, sonra suya değsin ayaklarım serinlik versin tüm vücuduma, güneşe doğru yürüyeyim sanki ulaşacakmışçasına. Yorulunca eve döneyim. Salıncağa atayım hemen kendimi, denizi seyredeyim, dalgaların sesinde dans edeyim, kokusunda hayallere dalayım. Koca bir dilim çikolatalı pasta yiyeyim denize karşı. Sonra kahve yapayım kendime kahve kokusu karışsın deniz kokusuna yanında da mis gibi kurabiye. Kitabımı alayım elime “Küçük MucizelerDükkanı”. Tam da burada okunacak bir kitap. Güneşle beraber kitap da ısıtsın içimi. Uykum gelsin hafiften üzerime bir şeyler örtüp uykuya dalayım salıncakta. Krmm gelsin sonra öperek uyandırsın beni. Yemek yiyelim beraber kumsalda ufak bir ateş yakarak. Sonra uzanıp kumların üzerine yıldızları izleyelim beraber.
İçimi kocaman bir huzur kaplasın..
4 Temmuz 2012 Çarşamba
yazamıyorum..
yazamıyorum resmen YAZAMIYORUM.. Makaleyi okuyorum kendi çapımda anlıyorum sonra biri geliyor hadi yaz biz de okuyup anlayalım diyor, ben de tamam diyorum bir heves ama sonra bilgisayarın başına oturuyorum tık yok. Makale bana bakıyor ben bilgisayara öyle saatlerce bakışıyoruz. Ne anladın anlat deseler saatlerce konuşurum anlatırım susturmak için para vermek zorunda kalabilirler ama yaz dendimi herşey duruyor bende. Kafamın içinde dolanıp duruyor anladığım cümleler ama çıkamıyor bir türlü dışarı. Yeni bir durum değil bu bende taa çocukluğuma dayanır kendisi. Hatta orta okulda kompozisyon dersi vardı bizim zamanımızda ben hocayla anlaşma yapardım yazmazdım hiç ne anlatacaksam konuşarak anlatırdım. Lisede de aynı şeyi yaptım bir gün hoca yalvar yakar bir tane yazdırmaya çalıştı tamam dedim senimi kıracağım, yazdım. Berbat yazmışsın dedi, yani tam olarak öyle demedi de ben anladım ne demek istediğini.Tabi bunların hiç biri bahane değil, kimler yazıyor kızım sen mi yazamayaksın gazları da işe yaramıyor artık. Benim aklımı başıma toplayayıp olgun çalışan bir bayan gibi, internete telefona takılmadan, kendimi başka şeylerle meşgul etmeye çalışmadan, şunu da yapayım sonra kesin başlayacağım yalanlarına kanmadan, tez zamanda yaklaşık 10 15 makaleyi türkçeye çevirmem lazım!!!
Krmme dert yanıorum sabahtan beri o da sağolsun sakinleştirmeye çalışıyor beni. Ama daha fazla sabrını zorlamadan hadi hatunum başla yazmaya..
Krmme dert yanıorum sabahtan beri o da sağolsun sakinleştirmeye çalışıyor beni. Ama daha fazla sabrını zorlamadan hadi hatunum başla yazmaya..
bundan istiyorum..
Evet işte tam bundan istiyorum. Robot süpürge, temizlik robotu yada adı herneyse.. Yere bırakıyorsunuz ve o kendi süpürüyor bütün evi. Allahım düşüncesi bile muhteşem. Benim gibi temizlikten hoşlanmayan hatunlar için yüzyılın icadı. Tabi benim evi süpürdüğüm süreden daha fazla bir sürede süpürecektir ama benim için zamanın hiç önemi yok, 5 saatte de süpürebilir beklerim :). Bu aleti kullanıcaksanız sanırım biraz rahat olmanız lazım sabırsız insanla göre değil. Ay fenalık geldi onu bekleyene kadar ben iki dakikada süpürüveririm heryeri diyecekler olabilir (bakınız: semeke). Benim hiiçç öyle takıntılarım yoktur. Ben tozumu alırım sonra açarım aleti gider filmimi izlerim ohh ne ala.
Tabii şimdilik bunlar sadece hayal.. Aletlerin fiyatı biraz tuzlu. Asus, Samsung, Chinavision, İrobot, Daisy gibi markaların robotları var. Sanırım ilk 3 markanın Türkiye satışı yok, yurtdışından temin etmek gerekli. İrobot Roomba markasının nispeten kullanışlı özelliklere sahip olanının fiyatı 1450 tl. Daisy markası ise 299 tl. Fakat bu marka çok kaliteli değilmiş, servisi yokmuş ve çekiş gücüde harika değilmiş.
Şuan krmmi ikna etme çalışmaları içerisindeyim. Sürekli robotu övüyorum o da bi kulp takıyor. Kendisi hiç hoşlanmadı aletten kıskandımı ne :))
Etiketler:
asus,
chinavision,
daisy,
irobot,
robot,
roomba,
samsung,
süpürge,
temizlik,
türkiye,
yurtdışı
3 Temmuz 2012 Salı
iki cami arasında aşk..
“İki Cami Arasında Aşk” adlı romanı okudum geçen hafta. 2 günde bitti kitap. Ama çok akıcı olduğundan, sizi kendine bağlayıp elinizden bırakamadığınızdan falan değil; gayet basit bir dille yazıldığından, aynı anlamlı cümlelerin sık sık tekrar edilmesinin sıkıntısından ve sol sayfalarının boş olduğundan. İskender Pala’dan ve ya Nazan Bekiroğlu’dan aşk üzerine yazılmış romanlar okumasam belki beğenebilirdim kitabı. Ama onların dillerinden sonra bu kitap oldukça zayıf geldi bana.
Roman Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultana olan aşkını konu alıyor. Kısaca olaylar şu şekilde gelişiyor. Mimar Sinan Kanuni ile çıktığı bir seferde Mihrimah Sultanı görüyor ve aşık oluyor. O zamanlar Mihrimah Sultan 16, Mimar Sinan ise neredeyse 50 yaşında. Seferden dönülüyor, Mimar Sinan’ın aşkı büyüdükçe büyüyor. Bir ayrıntıyı atlamayalım bu arada Mimar Sinan Mihri diye bir hatun ile evli. Mimar Sinan Mihrimah Sultan’la da(!) evlenmek istiyor Kanuni vermiyor, aşkından ölüp bitiyor, Sultanı için iki cami yapıyor falan falan falan.
Kitabı okumadan önce Mimar Sinan’ın aşk hayatıyla ilgili hiç bilgiye sahip değildim. Ve kitap bu açıdan bende şok etkisi yaptı. Sonuçta Mimar Sinan gözümde büyük bir mimar. Bu şekilde başkası ile evliyken kızı yaşındaki bir kıza âşık olduğunu görünce biraz sinirim bozudu. Daha sonra internette ufak çaplı bir araştırma yaptım ki Mustafa Armağan’ın hikâyeyi yalanladığını gördüm. Resmen içime su serpilmişti ve Mimar Sinan yine bendeki eski yerini kazanmıştı.
Burada kitabın yazarını kınamadan geçemeyeceğim. Romanda geçen aşk hikâyesinin (evli bir adamın başka bir kadına özellikle kızı yaşındakilere âşık olması) çok çirkin olduğunu düşünüyorum ki bide bu hikâyenin tarihimizdeki önemli şahsiyetlere, doğruluk payı araştırılmadan uyarlanmasını daha da çirkin buluyorum. Aman ne olacak hikâyedir denebilir belki ama ben diyemiyorum. Sonuçta romandaki kahraman hayal ürünü değil gerçek bir kişi ve onunla ilgili yazılan tüm kitapların da gerçeği yansıtması gerekir diye düşünüyorum. Yazar bu hikâyeyi hayali kahramanlar üzerinde kaleme alsaymış bence daha keyifli bir roman olabilirmiş. Ben öyle yapacağım :))
İki yeni kitap aldım bugün kitapyurdu.com'dan, yarın elimde olurlar inşallah. "Aklından Bir Sayı Tut" krmm için, "Küçük Mucizeler Dükkanı" kendim için :).
vazgeçemediklerim..
Hayatımda vazgeçemediğim tatlar var benim..
sevdiğim
sevgilim
eşim
uykum
çikolatalarım
ailem
dostlarla muhabbetim
kitaplarım
ablam
gezmelerim
filmlerim
beti ile gece oturmalarım
akşam üstü vakitlerim
sabah namazları
çay kurabiye ikilisi
iftar sofraları
telefonum
...
...
sevdiğim
sevgilim
eşim
uykum
çikolatalarım
ailem
dostlarla muhabbetim
kitaplarım
ablam
gezmelerim
filmlerim
beti ile gece oturmalarım
akşam üstü vakitlerim
sabah namazları
çay kurabiye ikilisi
iftar sofraları
telefonum
...
...
2 Temmuz 2012 Pazartesi
haftasonu..
Ve bir hafta sonu daha biter. Hafta sonuyla beraber bir ay da biter. Resmen yılı yarıladık, ne kadar çabuk geçiyor zaman hayret ediyorum. Ayrıca işimde de 7. aya girdim. Benim için muhteşem bir performans. Genelde bir iki ay takılıp sıkılıyordum ama bu sefer farklı. Gerçi hem mesleğimle ilgili bir iş yapıyor olmam hem çok sıkı çalışmamam bütün bahaneleri ortadan kaldırdı. Bu işi de bırakırsam daha da kimse beni işe almaz :D. Çalışmayı çok sevdiğim söylenemez ama nefret de etmiyorum. Zaman zaman değişiyor duygularım. Bir gün harika muhteşem ben herzaman çalışmalıyım, çalışmadan asla yapamam, evde oturamam diyorum, ertesi gün aman ya çalış çalış nereye kadar, evde de gayet güzel vakit geçiririm hem tüm zamanımı kendime ayırmış olurum diyorum. Bu iki söylem arasında günler haftalar geçiyor ve ben hala çalışıyorum demekki ilk söylem çok azcık üstün geliyor :).
Cuma akşamı Buz Devri 4’ e gittik eşim ve yeğenimle birlikte. Ba-yıl-dım… Normalde Türkçe dublaj film sevmem ama animasyonlarda dublaj tercih etmek gerektiğini bu filmle bir kez daha anladım. Film de “oğlum bak git” esprisini bile kullanmışlar :).Cumartesi günlerinin benim için olan anlamını tam olarak çözemedim daha. Gelmesini iple çekiyorum, gelince de ne yapacağımı şaşırıyorum. Sabah bi temizliğe niyetleniyorum azıcık yapıyorum sonra sıkılıyorum. Dışarı çıkayım diyorum havayı sıcak görüyorum vazgeçiyorum. Yani o gün için önceden yapılan bir planım yoksa tam bir işkence oluyor. Bu haftada öyleydi. Yeğenim biz de kaldı, yapılacak planlanmış bir işimiz yoktu ve hava çok sıcaktı. Offlayıp pofflayıp tüm gün evde takıldık. Pazar günü ise göl manzarası eşliğinde kahvaltı ile başladı, Euro 2012 final maçı ile sona erdi.
Canımın sıkıntısı geçmedi hala ve hala yapmam gereken işleri yapmadım. Ama bu ay sonuna yetiştirmem gerektiği için bazı işleri mecbur yapacağım. Pazartesi sendromu yaşamayan ben bu pazartesinin çalışmalarıma başladığım gün olmasını ümit ediyorum.
Ve bu hafta içi,
yemek yapmam lazım,
terziden kıyafetlerimi almam lazım,
misafir ağırlamam lazım,
ütü yapmam lazım,
kitap okumam lazım,
ve biraz gezmem lazım…
28 Haziran 2012 Perşembe
sıkı can iyidir çabuk çıkmaz..
Çok canım sıkılıyor! Acaba yapmam gereken bir sürü iş varken benim hiç bir şey yapmamamdan olabilir mi??? Okumam gereken bir sürü makale var, özetlerini çıkartmalıyım ama hiç elim gitmiyor. Son günlere sıkışacak yine hepsi biliyorum sonra panik olacağım, stres yapacağım. Bir yerden başlamam lazım artık, bir itici güç bulmalıyım kendime. İşte biraz başlayayım evde devam ederim diyorum içimden ama ne işte başlayabiliyorum ne eve gidince devam edebiliyorum. Eve gidince zaten istediğim hiç bir şeyi yapamıyorum.
Dün mesela eve gittim yemek yaptım. Eşim evlendiğimizden beri ilk defa bir yemeğe bu kadar çok övgü yağdırdı. Nasıl yaptın bunu farklı ne var dedi. Oysaki her zamanki gibi yapmıştım hiçbir farklılık yoktu demek ki buna sevgimi daha fazla katmışım. Yemekten sonraki planım ütü yapmaktı. Yıkayıp, yeni aldığım ve iyi ki de almışım dediğim kurutma makinemde kuruttuğum çamaşırları biriktirmeden ütüleyip kaldıracaktım. Yaptım mı tabii ki hayır. Yemekten sonra ağırlık çöktü az oturayım mutfağı öyle toparlarım derken zaman geçti zar zor mutfak toplandı sonra saat oldu dokuz buçuk dedik maç var onu izleyelim. Nasılsa Portekiz İspanya yarı final maçı heyecanlı geçer bol gol izleriz 90 dk da biter diye düşünmüştük ama çok yanılmışız. Maç acayip sıkıcıydı, topu bir türlü ayaklarında tutmayı başaramadılar. 90 dk bitti gol yok uzatmalara gitti yarım saatte öyle geçti yine gol yok heh dedim güzel penaltılar gelir şimdi ama iki takımda ilk penaltısını kaçırdı. Sonunda tahmin ettiğim gibi penaltılarla maçı ispanya kazandı. (Almanya italya maçının bu kadar sıkıcı olmamasını ümit ediyorum). Maç bitti saat oldu yarım benim gözler yarı kapalı ütüler kaldı tabi.
Kendime en çok kızdığım konulardan birisi bu planladığım işleri yapmamak. Her gün bugün bunları bunları yapacağım diyorum ama gün bitiyor ve geriye doğru baktığımda yine koca bir hiçlik, bom boş geçmiş bir gün. Çok üzülüyorum, çok kızıyorum kendime ama ertesi gün yine aynı şeyleri yapıyorum. Nasıl kurtulacağım bu kısır döngünün içinden bilmiyorum. Yani birkaç taktik biliyorum aslında ama uygulama kısmında problemim var. Öncelikle ben sabahtan gaza gelip gün için deli gibi plan yapıyorum bu baştan yanlışmış az az başlamak gerekliymiş, gerçekten yapabileceğime inandığım basit şeyleri planlamam gerekiyormuş. Onları gerçekleştirdikçe kendine güvenim gelecekmiş böylece biraz daha büyük çaplı planları da gerçekleştirebilecekmişim. Bakalım yavaş yavaş uygulayacağım inşallah.
10 Ocak 2012 Salı
buraya gitmek istiyorum..
Ne kadar çok zaman geçmiş başlayış maceramdan. Ama fırsatım olmadı bir şeyler yazamak için yada isteğim.. Geçici bir hevesmiydi bu başlayış diye düşündüm öyleydi herhalde ilk başlardaki heyecanım kalmadığına göre. Sonra olsun dedim kendi kendime arada sırada da olsa yazabilecek bir yerin olması güzel. Yaklaşık bir aydan sonra tekrar merhaba..
İmkanım olsa asla evde durmaz tatillerimi hep gezmekle geçirir, her gün her saniye farklı yerleri görmeye giderdim. Dua ediyorum Rabbim inşallah bir gün gezmek istediğim yerleri görmeyi nasip eder bana. Şimdilik liste yapmakla yetiniyorum :).
İşte Çinde geleneksel olarak düzenlenen Snow and Ice Festival (kar ve buz festivali) de gitmeyi çok istediğim etkinliklerden biri. Bu yıl 28. düzenlenen festival 5 Ocak ta başladı ve bir aydan uzun bir süre açık olacak. Festivalde yaklaşık 400.000 metrekarelik alan üzerinde buzdan yontulan yapılar ve heykeller sergileniyor, ve bir çok etkinlik yapılıyor. Gerçekten gidip görülesi bir yer..
Çok güzel değil mi?? Işıklandırmalar harika.
Ben de buradan kaymak istiyorum. Ne kadar eğlencelidir kim bilir. Umarım yaş sınırlaması yoktur :)
Bütün görüntülere bayıldım. Rabbim gitmek isteyen herkese gitmeyi nasip etsin. Amin. :))
Burayı bukadar çok beğendiğime, buzu ve karı bukadar çok sevdiğime göre gitmek istediğim diğer bir yer de tabiki İce Hotel... Onu da başka bir yazıda anlatırım artık..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











