11 Eylül 2012 Salı

11.09.11


Tam bir yıl oldu bugün. Hayatımın en güzel, en sıcak, en dolu, en huzurlu, en mutlu 1 yılı. Ruhumun diğer yarısıyla birleştirdim hayatımı. Yarımdı o zaman kadar her şey, tanımlayamadığım bir eksiklik vardı hayatımda. Şimdi tamım. Tam 1 yıldır tamım. 

Ne kadar çabuk geçmiş zaman diyorum geçmişe bakınca. Geçen sene bu zamanlarda betyle beraber bizim için hazırlanan muhteşem kahvaltımızı ediyorduk. Güzel yapın kahvaltınızı diyordu halam, bugün büyük gün. Kahvaltı sonrası yavaş yavaş başlayacaktı hazırlıklar. Heyecanlı değildim, çok mutluydum. Ne kadar aksilik çıkarsa çıksın bozmayacaktım moralimi. Araçlar değil amaç önemliydi benim için. Bugün benim en mutlu günümdü. Bety hazırladı beni düğüne. Gelinliğimi giydirdi, makyajım da onun elinden çıktı, örtüm de. Çantasında iğne iplik tüm düğün boyunca yanımdaydı. Hazırlıklar bitti, misafirler gelmeye başladı, geçtim salona başköşeye oturdum. Herkes benim ayağıma geliyordu görmek, öpmek için :)). Elimde telefon krmmlerin taraftaki hazırlıkları takip ediyordum bir yandan. Çıkıyoruz dedi, geliyoruz seni almaya. Korna sesleri gelmeye başlayınca ilk heyecanımı hissettim. Tülün arkasından seyrettim dışarıdaki telaşeyi. Eniştemin yanında çıkmak istedim evden. Enişteden çok abim olan kişi çıkarsın istedim. Nikah şahidim de o olacaktı. Çevremdeki çoğu kişi ağlarken güle oynaya çıktım evden, benim gözlerim bile dolmamıştı :)). Kına gecesin de bile ağlamayan bir insanım ben.  Mutluluktan falan ağlayıp makyajımı bozamazdım :). Bir daha geri dönmemek üzere çıktım evden. 


Düğün yerine vardığımızda nikah kıyılmasını istediğim vakte daha vardı. Tam güneş batarken kıyılsın istedim nikahı, günün en sevdiğim vaktinde. O zamana kadar fotoğraf çekildik. Nihayet çağırdılar hadi gelin diye. İkinci ve en büyük heyecanım nikah masasına doğru yürürken ortaya çıktı. Herkes bize bakıyordu, krmm sürekli eteklerime basıyordu, ben sendeliyordum :)). Bana baya uzunca gelen yolun sonunda kazasız belasız oturduk masaya. İkimizde evet dedik ömrümüzü birleştirmeye. Benim yüzümde kocaman bir sırıtış. 

Çok mutlu bir gelindim. Bütün gece güldüm.  Herkese sataştım. Mayro düğünün bir yerinde benim için “Demir Demirkan Zaferlerim” şarkısını çaldırdı, mutlu oldum. Hiçbir aksilik çıkmadı, çıktıysa da ben fark etmedim. Çünkü kapatmıştım gözlerimi kulaklarımı her şeye. Bizim taraf gidiyoruz dedi. El salladım sırıtarak, yine hiç ağlamadım :)). 


Bir yıldır da hep gülüyorum. Hala ilk gün ki gibi mutluyum. Çok sevdiğim bir kahramanım var. Çok eğlenceli günler geçirdik. Hiç bitmesin bu günler diye dua ediyorum hep.
Rabbim beni krmmin yokluğuyla imtihan etmesin…

Oysa her şey bir şarkıyla başlamıştı aslında… 

Gözlerim kapalı bu aydınlık niye?
Kalbim dönüyor dünya gibi yine
Bildiğim bilmediğimin içinde
Anlamlı ama tarifsiz neden?
Neden benden ağır bu beden?
Anladım aslolan inanmak için görmek değil görmek için inanmakmış..
Okyanustaki rüzgar
Yüzümde yüzün
Bir aşığın nefesiyim bugün 
Kalbine uzanan bu yolda bensin artık sen 
Vazgeçtim kendimden..

"Demir Demirkan Rüzgar"...

3 Eylül 2012 Pazartesi

durum raporu..


En sevdiğim aylardan olan eylül ayının 3. gününü yaşıyoruz bugün. 8 gün sonra evliliğimin 1. yılını doldurmuş olacağım. Her zaman çok sevdiğim eylül ayı bu olayla beraber daha da anlam kazandı benim için. 

Omzum hala iyileşmedi gerçi doktor da demişti zaten öyle hemen geçmesini bekleme biraz zaman alacak diye. Ağrı kesici kullandığım için ağrım olmadığında geçti sanıyorum azıcık kullandığımda kolumu yine sızlamaya başlıyor. Rabbim kimsesi sağlıkla imtihan etmesin. Sağlıksız hiçbir şey zevk vermiyor insana.

Pazar günü araba pazarına gittik. Bir sürü araba, çeşit çeşit insanlar. Araba piyasasını, alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, triger kayışının önemini falan baya baya öğrendim. Artık bir arabayı incelediğimde ederinin ne olduğunu söyleyebiliyorum :)). 

İş durumum hala bir netlik kazanmadı. Belirsizlik mide bulandırıcı. Kararsızlık en kötü karardan daha kötü. Yanlış bölüm okumanın acısı seneler sonra çıkıyor insandan. Geri dönüş yok, alternatifler için fazlaca çaba gerekiyor. Elinde olan çabayı nereye göstermek konusunda karar vermek gerek. Var olduğun yerde ilerlemek mi, bambaşka hayallere ulaşmaya çalışmak mı? Yorgun muyum? Evet!
Güz gelsin. Havalar serinlesin. Yağmur yağsın. 5 buçukta kararsın hava. Uzun akşamlarda sohbet edelim. Kestane pişirelim, çay içelim. Üzerimize battaniyemizi alıp film izleyelim. Ben kışı özledim..

İçim sıkıldıkça Kanada’da yaşayan bir tanıdığımın geçenlerde facebooka yazdığı bir post geliyor aklıma:
“ülkemin güzel insanları pkk belasıyla uğraşıp, can verip, ana kuzularını toprağa verirken burada insanlar standart üzeri bir hayat yaşayıp, tanıdık tanımadık herkese tebessüm edip mutlaka selam verip huzur içinde tüm kurallara uyan sakin kavgasız , olaysız cinayetsiz, şiddetsiz,gürültüsüz, sesin yükselmesinin suç sayıldığının bilincinde, sadece havanın nasıl olacağının derdinde, tam bir müreffeh hayatla dünyada cennet hayatı yaşıyorlar..İçim acıyor...”

O insanların günleri nasıl geçiyor acaba? Neler var kafalarında? Neleri düşünüp sıkılıyorlar, neleri dert ediyorlar kendilerine? Sadece hava durumu düşünerek geçmez günler. Hepsi memnun mu yaşadıkları hayattan, işinden eşinden şikayetçi olan yok mu? Varsa neler yapıyorlar düzeltmek için? Ellerindekilerle mutlu olmayı mı beceriyorlar yoksa? Kendilerince şükür içinde mi yaşıyorlar? Biz o yüzden mi daha hırçınız onlara göre? Elimizdekinin kıymetini bilmediğimiz için mi bu huzursuzluğumuz? Hep daha fazlasını istediğimiz için mi? Rahatımıza çok düşkün olduğumuz, sıkıntıya gelemediğimiz için mi bu söylenişlerimiz?

Cevaplar herkesin kendi içinde..

29 Ağustos 2012 Çarşamba

evde spor benim neyime..


Dün spora başlıyordum ya hani ertelemeli olarak bugün başladım. Başlamamla bitmesi bir oldu. Isınmadan yapmaya çalıştığım mekik hareketinde omzumu incittim. İlk başlarda çok fazla ağrı yoktu ama gün içerisinde ciddi şekilde arttı ağrım. Akşamüzeri koluma da ağrı indikten sonra masaj yaptırmaya gittim. Masaj yapan kadın sırtımda ve omzumda kireçlenme olduğunu söyledi. Masaj harikaydı çok rahatlattı ama omzuma faydası dokunmadı. Başımı sol tarafa çeviremiyorum, kolumu kullanmakta zorlanıyorum. Yatıp uyuyayım dedim o da olmadı. Yüz üstü yatamıyorum, sağ tarafıma yatamıyorum. Sol tarafıma yatak da uyuyamıyorum. Kas gevşetici içtim, ağrı kesici içtim banamısın demedi. Yarın da böyle devam ederse doktora gitmeyi düşünüyorum. İnşallah ciddi bir şey yoktur.

İyi bir ders oldu bana. Siz siz olun ısınmadan spora başlamayın. Bu gece nasıl uyuyacağım ben :((.

temizlik..



Evde oturmak psikolojik olarak iş yapma konusunda baskı oluşturuyor insana. Çalışırken böyle bir baskı yok. Yetişemiyorum her şey tam olmasa da olur diyip görmüyorsunuz ince işleri. Ama evdeyken yapılacak bir sürü iş batıyor insanın gözüne. Yapmaktan çok fazla hoşlanmasam da yapılması gereken işler sırasıyla şöyle olabilir: 

-          Ev toparlanabilir, toz alınıp, süpürülüp , silinebilir.
-          Çamaşır yıkayıp, ütüler yapılabilir.
-          Mutfak lavobası ciflenir, fırın, ocak temizlebilir.
-          Buzdolabı düzenlenir, temizlenir, bulaşık makinası ve diğer küçük ev aletleri silinebilir.
-          Mutfak dolaplarının ve çekmecelerinin içi düzenlenebilir.
-          Gereksiz kap kacak ayıklanabilir, alınacakların listesi yapılabilir.
-          Malzeme eksikleri tespit edilip market alışveriş listesi oluşturulabilir.
-          Salonda dolaptı, büfeydi, vitrindi içi düzenlenebilir.
-          Koltuklar, halılar ve sandalyeler silinebilir.
-          Oturma odasındaki çekmeceler ve kitaplıklar düzenlenebilir.
-          Yatak odasında gardırop içi, çamaşır ve çorap çekmeceleri elden geçirilebilir.
-          Banyoda lavabo, klozet ve küvet ciflenebilir.
-          Havlular, deterjanlar, kremler ve diğer ürünler elden geçirilebilir.
-          Ayakkabılar temizlenip, kutuları düzenlenebilir.
-          Çantaların içi boşaltılıp, temizlenebilir.
-           Genel olarak camlar silinip, tüller ve balkonlar yıkanabilir.

Çok da bir iş yokmuş yaa. Hepsini yapamasamda yavaş yavaş birkaç haftada bayasını yaparım ben bunların  :)).

28 Ağustos 2012 Salı

korkma ben varım..

" Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir. "

" Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. "

" Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. "

" Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için, adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum? "

" Soru sormazsan ben de yalan söylemem. "

" İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum. "

" Umutları sönmüş, nezleli bir kurbağaya benziyor. Onu öpecek prensese, ancak virüs bulaştırabilir. "

" Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. "

" Sebebsiz somurtuşun ardından, kalıcı felç gelir. "

" Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler, taşımadığınız kusurlarla yererler de. "

" Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa, onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. "

" Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat.. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım.' "

Kitap bitti. Tek kelime ile anlatacak olursam sıkıcı! "Düblörün Dilemması" çok daha eğlenceli idi. Başladığım kitapları yarım bırakmaktan hoşlanmadığım için zorla bitirdim. Tasiye edermiyim? Hayır. Ama ille de okumak isteyen olursa itiraz etmem :)). 

spor yapıyorumm.. yani başlıyorumm..


Takip ettiğim bir çok blogta diyet furyası var.  Ben de gaza geldim ama çok şükür diyet yapmamı gerektirecek kadar kilolu bir insan değilim. Hatta zayıf bile sayılırım. Benim istediğim spor yapmak. Sıkılaşmak, kaslarımı güçlendirmek. Ebru Şallı pilatesine başlamak istiyorum ama maşallah kadının yaptığı hareketleri yapabilsem zaten pilates yapmaya ihtiyacım olmazdı :)). 

Yine de bir yerden başlamak lazım diyorum. Şimdi hepsini yapamasam da hareketler yavaş yavaş kaslarımı güçlendirdikçe yapabilirim diye düşünüyorum. “Süper Bir Karın” ve “Selülit Savar” DVDleri var elimde. Ama öncelikle başlamak istediğim Ağustos ayı Formsante dergisinde yer alan “Ebru Şallı’nın göbek eriten 7 hareketi”. Eğer bu hareketlerde istikrar ve başarı sağlarsam DVD leri yapmaya başlayabilirim. Baktım olmuyor evde beceremiyorum ben bu işi o zaman bir spor salonu bulmak gerek :)).


Salı günü başlanır mı böyle şeylere bilemedim ama diğer pazartesiyi beklersem cayabilirim :). Ertelemeden, alınan kararları hemen uygulamaya geçirmek gerektiğinden dolayı bugün başlıyorum sporuma. Haydi rastgele…     

27 Ağustos 2012 Pazartesi

tarifleeerrrr..

Güzel bir hafta başı çünkü ben evdeyim :). Geç kalktım kahvaltımı yaptım evimi toparladım. Ohh miss. Semeke geldi az önce hamileliği baya kötü geçiyor sürekli bir mide bulantısı var. İkinci ayı bitiyor geçecek inşallah yakın zamanda. Bol dua..
Haftasonum güzel geçti. Eğlendim. Cumartesi günü akşam 4 saat krmmle mutfaktaydık. Semeke için zeytinyağlı kabak yemeği, kendimiz için zeytinyağlı taze fasulye yaptık. Krmm börek istedi. Sallama bir börek yaptık bence pek güzel olmadı ama krmm beğendi. Sonra benim canım kurabiye istedi. Geçenlerde dokuzuncubulut sitesinden tarifini aldığım vişneli çikolatalı kurabiyeyi yaptık. Ama o da güzel olmadı :)).
Börekle kurabiyenin tarifini yazayım da bir daha aynı hataları yapmayayım.
Bayramda kayınvalideme sardığım böreklerimin tarifini annem vermişti. Bir yufkayı koy üzerine eritilmiş margarin sür, ikinci yufkayı koy margarin sür, üçüncü yufkayı koy margarin sür. Yufkaları önce dörde böl, dört parçanın her birini de üçe böl. Böylece 12 parça elde edilmiş olacak. Yufkaların geniş tarafına hazırlanan içi koyup sar. Pişirmeden önce süte batır, istersen üzerine yumurta sarısı sürüp fırına verebilirsin dedi.
Yaptım çok güzel oldu. Herkes çok beğendi. Bir kısmını da buzluğa koymuştum. Geçen gün çıkarttım pişireyim dedim çözdürmeyi unutmuşum süte batırmam falan hiç işe yaramadı. Anladım ki o börek buzluktan çıkarıp pişirmelik değilmiş. Bu yüzden cumartesi günü yeni bir tarif denemek istedim. Kendi buluşum :).
Bir kaseye bir yumurta kırdım içine az süt koydum biraz da sıvı yağ. Üstteki tarifte erimiş margarin yerine bu karışımı sürdüm. İç olarak da peynir, domates ve kekik karışımı hazırladım. Üzerine yumurta sarısı sürdüm pişirdim. Fena olmadı ama ben daha çıtır seviyorum pek istediğim gibi olmadı ama krmm pek beğendi o da yumuşak sever. 

Sevdiğim börekleri benim için süslemiş :))

Kurabiye tarifine dokuzuncubulut sitesinden ulaşılabilir. Benim yaptığım birkaç hata var. Sanırım o yüzden güzel olmadı. Birincisi şekerle tereyağını krema kıvamına gelene kadar çırp demiş ben biraz erken bıraktım çırpmayı. İkinci hatam tarifte vişneleri bir süre önceden unlayın suyunu salmasın diyor. Biz vişne koymaya son anda karar verdiğimiz için hemen unlayıp hamura kattık. Ehh tabi suyunu saldı hamur yumuşadı ellerime yapıştı. Zar zor tepsiye koydum pişirdim. Tadı fena değil dışı baya sert içi de yumuşak oldu. Biz severek yiyoruz fakat başkasına ikram edemem :).
Sloganımız durmak yok yola devam. Yılmayacağım yeni yeni tarifleri güzel güzel yapana kadar deneyeceğim.  

16 Ağustos 2012 Perşembe

alnımızda bilgilerden bir çelenk..

Yüksek lisans hala devam ediyor. Pek istekli olmadığımdan olsa gerek gayet yavaş ilerliyor kendisi anca 2 sene sonunda geçtim tez dönemine.

Kpssden 75 aldim. Sınavda uyukladığıma bakılırsa iyi bir puan bence. Demek ki az biraz kitap açsaymışım 90 falan alırmışım. Nasip belki 2 sene sonra gaza gelirim.

Ales puanımın geçerliliği kasım ayında bitiyor. Sınava girip yenilesem mi diye düşünüyorum ara ara. Ama kariyerime akademik olarak devam etmek istemediğimden dolayı işime yaramaz artık.

Açıköğretim işletmede son 2 ders. Bütünlemede geçersem derslerden mezunum. Eylül başı çalışmaya başlayayım bari.

Eğitim hayatımın sonlanmasına dayanamam. Mazoşistçe bir sınav hobisi var bende. Önümdeki hedef 2013 lys-ygs. Konuları baya unuttum kasmam lazım azıcık. Ama hiiç belli olmaz bakarsın gaza gelir tıp falan kazanırım. :)))

15 Ağustos 2012 Çarşamba

en eski anım.. mim..


Deeptone mimlemiş beni.Sayesinde ilk mimi yazıyorum :))




En eski hangisi çıkartamıyorum. Çocukluğunun en güzel çağında, 11 yaşında deprem görmüş biriolarak hayatım depremden önce ve depremden sonra diye ikiye ayrılıyor benim. Depremden önce yaşadığım her şey eski hayatıma ait olduğu için hep en eski. Çocukluk anılarımın hepsi deprem öncesi dönemden. Ama bir sıralama yapamıyorumiçlerinde o yüzden hatırladıklarımı yazıyorum..
Teyzemlerle altlı üstlü otururduk apartmanda. Biz iki kardeştik. Şimdi çok iyi anlaştığım ablam ozamanlar azılı düşmanımdı. Teyze çocukları 5 taneydi (depremden sonra 4kaldılar..). Çocukluğumun büyük kısmını teyzemin oğlu mayro kaplar. Diğer kısımlarını da halamın kızı beti. Kuzen yönünden çok kısmetliydim çok şükür. İkisi de hala vazgeçilmezlerim. 

Mayro ile simit ve kaymak sattığımız zamanlar oldu mahallede. Beti ile halamın diktiği tokaları sattık sahilde. İşin patronu mayroydu ben de yanında çalışan. Her günün sonunda günlüğümü verirdi. Eğer acıkırda satacağımız simitlerden yersem günlüğümden düşerdi bir simit parasını. 

Mayro 1 yaş büyüktü benden. O okula başlayınca evde canı sıkılan ben sorun çıkarmışım. Okumayazmayı da kendi çapımda biraz becerdiğim için mayronun peşinden yaşım tutmamasına rağmen beni de göndermişler okula. O zamandan liseye kadar aynı sınıf, aynı dershane, aynı kurslarda olduk hep. Türlü saçmalıklar yaptık çocukken. Arıyı bal dolu bi kaseye atıp bal yapmasını bekledik. Ballara yapışıp ölünce de çok üzüldük. 4. kat balkonun mermerlerinde çufçufçuluk oynadık. Yarılan dizlerimi annemler görmesin diye kendi çapımızda tedavi ettik. Marimar izledik, Kara Melek’e aşık olduk. Hep dost olduk birbirimize.. 

Beti ise 3 yaş büyüktü benden. Yaş farkına rağmen herkes ruh ikizi diye adlandırırdı bizi. Biz kendimizi birbirimize hiç benzetemesek de ne kadar çok benziyorsunuz biri sarışın biri esmer söylemlerine şahit olduk hep. Ayrı şehirlerde otursak da hiç kopmadı aramızda yakınlık. Beraber olduğumuzda ne suç işlersek işleyelim hiç satmadık birbirimizi hep tek bir sloganımız vardı: ‘Suç ikimizin..’. Büyüklere özenip sabaha kadar oturma çabaları içerisindeydik. Yatağın altına zulaladığımız bisküvileri, çikolataları yatağın içinde yedikten sonra nöbetleşe uyurduk. Sabah ezanı zaferdi bizim için. Ertesi gün herkese hava atabilecektik biz sabaha kadar oturduk diye. Ablamın makyaj malzemelerini karıştırır, sonra hiç ellenmemiş gibi yerlerine koyardık. Hep dost olduk birbirimize.. 

En eski anım bu iki kişi benim için. Daha buraya yazmakla bitiremeyeceğim birbirinden güzel bir sürü anım var. Hepsi en eski hepsi en güzel..

Ben de dekorapsuwasyon, irituruncubalık ve umutsepetini mimliyorummmm :))

julia child..


Bugün Julia Child in 100. Doğum günüymüş. Kendisini Julie & Julia filmini izleyene kadar tanımıyordum. Julia Child Fransız mutfağını Amerikanlara tanıtan kadın olarak biliniyor. Filmi izledikten sonra hayran olduğum birisi. Malzemeleri seçerken ve yemek pişirirken koklaması onu kendime çok yakın hissetmemi sağladı :)). Ben de koklamadan hiç bir şeyi kullanamam, yiyemem.

Mutfakta olmayı, yemek yapmayı seviyorsanız Julie & Julia adlı filmi mutlaka izleyin. Bayılacaksınız..

Julia Child’a sevgilerle…