10 Ağustos 2012 Cuma

doğum günü..

Yİne bir cuma günü ve ben haftasonuna girdiğimiz için çok mutluyum. Yoruluyorum bu aralar bünyem kaldırmıyor hem orucu hem çalışmayı. Ama az kaldı geçecek inşallah hepsi. Gün sayıyorum ama ramazanın bitmesi için değil, eylül ayından itibaren işten ayrılmam için. Yani bir süreliğine haftanın 5 günü değilde 2 3 günü gideceğim. Bu da benim bayaca rahatlamamı ve evimde vakit geçirmemi sağlayacak. Evlendiğimden beri sadece 15 gün evde oturdum, doyamadım sanırım. Şimdi evde olmak mutfakla biraz uğraşmak istiyorum. Hakkımda hayırlısı inşallah.

Bugün ablamın doğum günü.. Küçükken hiç anlaşamadığımız, yanında gezdirmeyen, sinirlendiğinde dövmekten çekinmeyen, 11 yaşımda beni ailenin tek çocuğu olarak bırakıp evlenen, canım eniştemin biricik eşi, bana dünyalar tatlısı 2 yeğen veren (3. de yoloda :)), yaşım ilerledikçe anlaşmaya başladığımız, zıt karakterlere sahip olup birbirimizi tamamladığımız, kendi evimden çok onun evinde yaşadığım, hep arkamı toplayan, bana annelik yapan, bu kadar beceriksiz olmamın en büyük sebebi olan, evlendikten sonra annemden önce özlediğim, başım sıkışınca ilk arayacağım, çocuğum olsa ona da annelik yapacak olan, canım, yarım, kanım ablamın doğum günü..

İyi ki doğmuş be. Yoksa ben harcanır giderdim bu hayatta. Hatta bazen diyorum semeke gibi bir kaç tane daha ablam olsaydı sırtım yere gelmezdi :)). Seviyorum onu..40 yaşına geldiğinde böyle bir pasta yapacağım sana inşallah :)).

Ayrıca bugün birinin daha doğum günü. 23 yaşında sahip olduğum ikinci erkek kardeş. Onu da seviyorum ama onun bana sevgisinden şühpelerim var :)). Biraz fazla üzerine gidiyorum sanırm. Daha üniveriste okutacağım ona sonra askere gönderir evlendiririm :). Beraber bol bol doğum günü kutlayacağız inşallah. 

6 Ağustos 2012 Pazartesi

bir yumak mutluluk ve ben...


Kitap bitti ama hayal kırıklığıyla. İlk kitaptan aldığım lezzeti bundan alamadım. Devam kitabı olduğunu düşünmüştüm, ilk kitaptaki karakterlerle beraber devam eden bir kitap. Oysaki ana karakterin yanında yine 3 kadın, yine mutsuzluklar ve yine mutlu son. Kitabın daha başında sonunda ne olacağını biliyorsunuz. Bu tarz kitaplarda bana hiç tat vermez. İlk kitaptaki karakterlerle devam etseydi onların farklı yaşamlarını anlatsaydı benim için daha ilgi çekici olurdu. 3. kitabı alır mıyım bilmiyorum belki baya zaman geçtikten sonra. “Korkma Ben Varım” a başlayacağım bir iki gün içinde inşallah.

Dün Rabbimin bana 23 yaşında verdiği erkek kardeşlerimden birinin doğum günüydü. Dua ediyorum aramızdaki ilişki her zaman böyle devam etsin diye. Gelecek eltime de şimdiden işin var benle diyorum, kıskançlık yapabilirim belki :). Yarın da 19 ramazan. Dini nikâhımızın 1. yıldönümü :). Geçen sene acayip heyecanlıydım bu zamanlar, düğünümden çok bu nikâhta heyecanlandım.  Yeri bir başka bende.

Zaman ne kadar çabuk geçiyor. Geçmez diye düşündüğüm günler, şimdi geriye baktığımda çok uzaktalar. Biraz sabretmeyi bilince insan her şey hayırlısıyla oluyor. Ama ben o sabırdan yoksunum hemen her şey olsun bitsin istiyorum. Belirsizliklere tahammülüm yok. Her şey belli olsun ben garantide yaşayayım. Bu yüzden hep gelecekle işim oldu benim. Geleceği düşündüm onu planlamaya çalıştım. İki gün sonra olması muhtemel bir olayı düşünmekten bu günümü rezil ettim.  Bunun farkına varmam biraz geç oldu ama zararın neresinden dönülürse kârdır. Artık daha sabırlıyım tahammüllüyüm hayata karşı. Hayatın belirsizliklerle güzel olduğunun farkındayım. Anı yaşıyorum. Neredeysem oradayım, ne yapıyorsam onu yapıyorum! İki saat sonrasını da iki gün sonrasını da iki hafta sonrasını da düşünmüyorum. Zevk alıyorum artık yaptıklarımdan.  Yıpratmıyorum kendimi. İnşallah bu şekilde sürdüreceğim hayatımı. Bir saniye sonrasının bile garantisi yokken neden bu kendini paralama. Rahatım. Mutluyum. Huzurluyum.

27 Temmuz 2012 Cuma

saat 10 şimdi haberler..

Aslında öyle çok da bir haber yok. Ramazanla boğuşuyorum. 9 yaşımdan beri oruç tutan biri olarak hayatımın en zor ramazanını geçiriyorum. Bir halsizlik, bir yorgunluk, yemek yiyememe falan. Hem sıcakların hem de çalışmamın etkisi var diye düşünüyorum.  Bu sene havadaki nem almış başını gidiyor. Önceki senelerde yazın bile yün yorgan olmadan uyuyamayan ben bu sene üzerime hiç bir şey örtemiyorum. Bu nasıl bir yapış yapışlıktır Allahım.. 

Cumartesi kuzenlerle gelenekselleştirmeyi istediğimiz iftarımız var. Hep beraber beyazda toplanacağız. Seviyorum kalabalık yapılan iftarları. Hele sonraki sohbet faslı tarifsiz. 

Başka neler yapıyorum bu aralar diye düşünüyorum da gelmiyor aklıma hiç bir şey. Kayınvalide, anne, abla, anane iftarları yaptık. Evi de biraz saldım. Hee geçen hafta güllaç yapacağım demiştim. Yaptım. Ben sevmediğim için yemedim ama yiyenler beğendiler sadece biraz tatlı olmuş dediler. Bir dahakine şekerini azaltacağım.

Kare borcama 6 güllaç yaprağından yaptım. 1250 ml süte 2.5 su bardağı şeker koymuştum, bir dahakide 2 bardağa yakın şeker koyacağım o zaman daha çok beğenilir sanırım. Her yaprağın arasına fındık serpiştirdim ama cevizin daha çok yakışacağını düşünüyorum. Üzerine de nar bulamadığım için ahududu koydum. 

Eve zaman ayırmak istiyorum artık. Koştur koştur iş yapmaktan yoruldum. Ne temizliğim tam oluyor böyle ne yemeğim. Sürekli stres içerisindeyim. Allahtan krmm bir şey demiyor, destek oluyor. Yoksa iyice yemiştim kafayı. Ama düzelecek inşallah her şey inanıyorum.. 

İki yeni kitap aldım. "Bir Yumak Mutluluk" ve "Korkma Ben Varım". Bir yumak mutluluk küçük mucizeler dükkanının devam kitabı. İlgiyle okuyacağımı düşünüyorum. Korkma ben varım da "Dublörün Dilemması" kitabının yazarı Murat Menteş'in başka bir kitabı. 


Düblörün Dilemmasını okudum daha önce. Gerçekten değişik bir kurguya sahip keyifli bir kitap. Bu aralar absürt komedi dizileri meşhur ya bu da öyle bir kitap. Okunmasını mutlaka tavsiye ediyorum. Diğerleriyle ilgili yorumlarda okuduktan sonra artık.


Film de izlemiyoruz bu ara pek Batman girdi sanrım bugün vizyona. Onu izlemek istiyorum. Başka ne var ne yok hiç bilmiyorum. Eskiden haftada 3 posta sinemaya giden biri olarak bu halimi çok kınıyorum ama yapacak bir şey yok zaman iş güç meselesi.

Geçtiğimiz haftanın özeti öyle işte elle tutulur bir şey yok.  Önümüzdeki haftanın daha dolu dolu geçmesi duaları ile..

21 Temmuz 2012 Cumartesi

pozitif yazı..


Ben karamsar bir insan değilimdir yaa. Hayatımda oturtamadığım tek bir konu var onun yüzündendir ara ara dara düşmem, sıkıntı yapmam, söylenmem. Onun dışında hayatı da yaşamayı da çok severim, pozitif bir insanımdır. İnsanlarla iyi anlaşırım. Onları yargılamaktan eleştirmekten kaçınırım, onları olduğu gibi kabul ederim. Kimseye fikrimi kabul ettirmeye çalışmam herkes istediğini düşünmekte özgürdür. Kimseden bir beklentim yoktur. Benim için bir şey yaparsa sevinirim, yapmazsa kızmam. Yaratılanı severim yaratandan ötürü. Olayların olumlu tarafını görmeye çalışırım, kendimce yorumlamam, empati yaparım. Hatalarımı kabul ederim, özür dilerim. Her bir varlığa mutlulukla bakarım. Çok küçük şeylerle mutlu olmasını bilirim. Yolda tanımadığım bir çocuğun gülümsemesi bütün moralimi düzeltmeye yeter ya da öten bir kuş, küçük bir çikolata. Gülümsemeyi severim. Otobüsteki şoföre, büfedeki adama, mağazadaki kasiyere, kapıdaki güvenliğe yani çevremdeki hemen herkese mutlaka selam veririm, teşekkür ederim.  Bu ufak ayrıntılardır aslında hayatı yaşanır kılan benim için. Sürekli kötüyü görmeye çalışırsak, etrafımızdaki her şeyi eleştirirsek, hiçbir şeyden memnun olmazsak bu hayat çekilmez. Hiç bir şeyi mutlu olarak yapamayız. Hep bir problem vardır çünkü. Gittiği mekânı eleştirir, yediği yemeği eleştirir, konuştuğu insanı eleştirir. Böyle insanlarla iki dakika görüşmeye bile dayanamıyorum bütün enerjimi alıp götürüyorlar. Şükretmeyi bilmek lazım.

Çok şükür mutluyum huzurluyum bu hayatta. Çok sevdiğim ve beni çok seven bir eşim var. Her zaman yanımızda olacaklarını hissettiğim kocaman bir ailem var. Elim yüzüm düzgün, ciddi bir sağlık problemim yok. Maddi durumum yerinde. Akrabalarım arkadaşlarım etrafımda. Daha ne isteyebilirim ki. Benim sorun olarak gördüğüm tek bir konu var o da iş. Gerçi bazen düşünüyorum beklide Rabbim beni bu konuyla imtihan ediyor..

Bu günlerde ramazanın manevi havasıyla birlikte iyice pozitifleşiyorum, herkesin gidip boynuna atlayasım geliyor :). Kimseye kızamıyorum. Yüzümde hep gülümseme. Ama ne kadar olumlu olursak olalım negatif enerji veren insanlardan uzak durmak en iyisi. Çünkü olumsuz davranış olumludan daha çabuk etkiliyor insanı. 

Her şeye ve herkese rağmen etrafımızdaki güzellikleri fark etmeli insan. Bu farkındalıkla devam ettirmeli hayatını. Suçu ilk önce kendinde aramalı, hata yaptığında kabul etmeli. Gerçekten bu şekilde çok daha yaşanılır oluyor hayat..

19 Temmuz 2012 Perşembe

ikimize birden yükleniyorlar..

Ramazandan önceki son gün. Bu günün şerefine krmmle güzel bir öğle yemeği yedik. Çalışarak geçireceğim ilk ramazan nasıl olcek hiç bilmiyorum. Bu sıcakta normalde zaman geçmiyor ramazanda saniyeleri sayarız artık. Hava biraz esintili olmasına rağmen oldukça sıcak. Sahura kadar oturup öğlene kadar uyumak istiyorummmmmm.

Güllaç yapacağım bu akşam. İnternetten anladığım kadarıyla yapımı çok zor değil. Sütle şekeri kaynatıp hazır güllaç yapraklarının üzerine döküyorsun :D. Yine de püf noktalarını öğrenmek için akşam semekeyi aramam lazım. Yemek konusunda en büyük yardımcım kendisi gerçi bir çok konuda öyle ama hepsine girmeyelim :). Ben evlenmeden önce yazmaya başladığı günlük-yemek tarifi karışımı defteri hala çok işime yarıyor. On kere yapmış bile olsam bi yemeği yinede bakıyorum deftere içm rahat etmiyor. Tariflere fazla bağımlıyım. Alabildiği kadar un söyleminden de nefret ediyorum!!!

Sahur için yemek yapmalıyım eve gidince. Krmmde bende sahurda yemek yemeyi sevenlerdeniz. İftar gibi sofra olması lazım. Çorbasından pilavina kadar. Gerçi yazın biraz ağır oluyor belki ben bu sene kahvaltıya yönelebilirim. Krmmin ailesinin silor diye adlandırdığı farklı yörelerde farklı isimlerle anılan bir yemek var. Daha önce bir kere yemiştim sanırım çok hatırlamıyorum. Krmm çok seviyor, ramazanda yaparmış kayınvalidem. Yufkayı sarıp küçük küçük kesiyormuşsun fırında kurutuyorsun, yiyeceğin kadarını ıslatıp yoğurtluyorsun üstünede yağda kızdırılmış salça döküyormuşsun. Yoğurt, salça, yufka üçlüsünü severim siloru da çok seveceğimi tahmin ediyorum. Kayınvalideciğim yapıp vericek bana da :D. Annem de ev makarnası yapardı geceleri, babam çok severdi. Ondan da yapmayı düşünüyorum. Karnım mı acıktı acaba benim???

Ahh ilk teravih var bu akşam. Klimalı bir cami arayışı içerisindeyiz. Evde kılmak çok zor oluyor bazı akşamlar kaçıyor bu yüzden müsait olduğumuz her akşam camide kılmak istiyoruz. Hatta farklı camilerde kılarsak benim için çok daha güzel ve değişik olur. Çok mu heyecan yapıyorum ramazan geldiği için :).

Başlığın yazı ile hiç bir alakası yok farkındayım. Şarkı sabahtan beri dilime dolandığı için başlık düşünürken ilk ağzıma gelen oldu. Çok fantaziyim bugün :))

İkimize birden yükleniyorlar ama sen ağlamaaaaaaa... Durma git buna da alışırım olmasanda seni yaşatırımmmmmmmm...

17 Temmuz 2012 Salı

aklından bir sayı tut..



Ayyy sonunda “Aklından Bir Sayı Tut” bitti. Ama ben de bittim. Kitap beni hiç sarmadı, zorla okudum resmen. Çok fazla CSI dizileri izlediğimden midir bilmem ama kitaptaki olaylar bana hiçte woaww dedirtecek cinsten değildi. Bir de kitabı krmmle aynı anda okuyorduk. Kim boş bulursa o kaptı kitabı ama ben önce bitirdim :). 

Kitapları orijinal dillerinden okuyabilmeyi çok isterdim. Yazar muhteşem yazsa bile çevirmen rezil edebiliyor kitabı. Bu kitapta da sanırım böyle bir durum vardı. Sıkıcı ve karışıktı bir dili. Hangi cümleyi kimin söylediği karışıyordu. Birkaç diyalogda başa dönüp tekrar okumak zorunda hissettim kendimi.  Yazarın ikinci kitabı da yayınlanmış. Alır mıyım? Almam. Yani en azından aynı çevirmen çevirdiyse almam. Başka biri ise biraz düşünmem lazım belki ilerleyen zamanlarda alırım :). 

Küçükken Agatha Christie okurdum çok fazla ve hep üzülürdüm ben neden tahmin edemiyorum katilin kim olduğunu diye. Yaşım ilerledikçe fark ettim ki kahramanın bizden sakladığı deliller ve ilişkilendirmeler oluyormuş. Adam onların hepsini kitabın en sonunda söylüyordu. Bu yüzden artık cinayet ve dedektiflik kitapları okumaktansa filmlerini veya dizilerini izlemeyi daha çok seviyorum. En azından orada bütün deliller ortada. Bütün karakterler sesli düşünüyor. Sen de olayın içine dâhil olabiliyorsun. Hem bu olaylarda görsellik de önemli, kanıtların duruş şekli falan. 

Kısacası bu kitap beni sarmadı. Ben en iyisi devam edeyim CSI, NCIS, Bones falan izlemeye..

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Ramazan geliyor ben de bir heyecan..

Kocaman bir hafta daha geçti ve ben bu haftaya büssürü şey sığdırdım.. Hastalık, havuz, düğün, güneş arabası yarışı, çarşamba pazarı, iş, göl kenarı çay keyfi, trafk kazasına şahit olma.. İyi kötü bir sürü şey vardı bu haftanın içinde. Doktor kan hapı, çinko hapı ve B12 vitamini verdi. Enerji patlaması yaşayacağım sanırım :). İştah da açıyor bu ilaçlar sanırım ama kilo almamam lazım benimmm.

Veee bu haftanın ve önümüzdeki ayın en önemli konusu geldi Ramazan..!

Ramazana çok az kaldı. Evli olarak geçireceğim ilk ramazanım. Oruç tutmaya başladığımdan beri sahura hep hazır sofraya uyandım. Annem bizden yarım saat önce kalkar, yatmadan önce verilen siparişleri hazırlar ve bizi uyandırırdı. Ben de elimi hiçbir şeye sürmeden yer ve geri yatardım. Ama bu sene öyle olmayacak. Kendi soframızı kendimiz hazırlayacağız. Öyle geceden yiyip de yatamam, 2 de de yatsam bir saat bir saattir der sahura kalkarım. Tek umudum krmm. Her şeyde olduğu gibi o günlerde de çok yardımcı olacaktır bana eminim. 
 
İftar konusuna hiç girmek istemiyorum o kısım daha korkunç çünkü. Hem yemek konusundaki tecrübesizliğim hem çalışıyor olmam hem de oruçlu olacak olmam iftar davetlerinde beni baya zorlayacak. Ama ben daha yeni gelin sayılırım önce benim gitmem lazım dimi iftara seneye de bu sene bizi çağıranları ben çağırırım :). Bir gün annemleri bir gün kayınvalidemleri bir gün de ablamları çağırsam bence yeter. Bu çağırmaların karşılığı olarak 3er kez de onlara gitsem ehh yarılamış oluyorum zaten. Çok şükür krmminde benimde sülalemiz kalabalık. Her akşam biri çağırsa benim kimseyi çağırmaya vaktim olmaz :).  

Hiiiiii neler diyorum ben yaa çok ayıp. Tamam arada bir böyle düşünceler geçse de kafamdan ben böyle bir insan değilim :) Ben seviyorum yemek yapmayı, yedirmeyi. Hatta iki kişi zevkli olmuyor yemek yemek, adam gibi bir şeyler yaptığımda birileri gelsin beraber yiyelim istiyorum. Bu ramazanda güzel güzel yemekler yapacağım inşallah. Ama öncelikle menü oluşturmalıyım kendime, semeke eminim bu konuda seve seve yardımcı olacaktır bana.

Çocukluğumdan beri Ramazanın ilk günü iftarda babannemde olurduk ve babannem kesin mercimek çorbası yapardı. Bu yönden de bir ilk olacak bu sene benim için. İlk günkü iftarımı babannemde değil kayınvalidemde yapacağım. Ben nasıl senelerce ilk gün babannemde olduysam benim çocuklarımda inşallah babannelerinde olacaklar. 

Özledim Ramazanı. Sahura kalkmayı, oruç tutmayı, iftar yapmayı, teravih kılmayı, huzurlu olmayı özledim.

Bir de ben Mekke’yi çok özledim. 


11 Temmuz 2012 Çarşamba

itiraf..


Niye manyak gibi blog yazıyoruz ya da takip ediyoruz? Neden bu kadar çok merak ediyoruz başkalarının hayatlarını, gezdiklerini, giydiklerini, düşündüklerini?  Kendi hayatımızı beğenmiyor muyuz acaba, özendiğimiz hayatlarımı takip ediyoruz internetten kimseye fark ettirmeden.  Gerçekte “aman banane canım onun ne aldığından nasıl yaşadığından ben kendi hayatıma bakarım derken” neden içimiz gide gide bakıyoruz ekrana. Kıskançlık mı bu? Belki.. Ama bence bu doyumsuzluk ve şükürsüzlük. İmrendiğimiz hayatların yazılı olduğu sitelere bakabiliyorsak demek ki elimizin altında en azından bir bilgisayar ve internet var demektir. Sadece buna bile şükretsek imrenmemizin bir kısmı gider diye düşünüyorum. Eminim bizim hayatlarımıza da imrenerek bakan onlarca insan vardır etrafımızda. Belki maddi olarak değildir onlardan üstünlüğümüz ama mutluluğumuza imrenebilirler, iyi aile ilişkilerimize, rahatlığımıza falan. Ama mutlaka birileri bize de imreniyordur.  Bunlara şükretmek yerine hep daha fazlasını istiyoruz.  Nereye götürecek bizi bu doyumsuzluk hissi çok merak ediyorum. Rahat batıyor bize özellikle kadınlara. İki iş yapınca ayılıp bayılıyorum. Eskiden kadınlar hem 9 çocuk doğurur hem çamaşır bulaşık yıkar hem ekmek yemek yapar hem hayvan bakar hem de bahçeyle uğraşırmış. Onlar kadınsa biz neyiz, biz kadınsak onlar ne idi diye soruyorum kendime. Değişen ne diye düşünüyorum ve aklıma gelen tek şey teknolojinin getirdiği rahatlık oluyor. Biz rahatladıkça elimizdekinin kıymetini unuttuk hep daha rahata kaydı gözümüz. Bir çantamız varken gezerken takabileceğimiz, biz en iyi ihtimalle ikincinin üçüncünün peşine düştük. O bir çantayı kullanabileceğimiz gezmenin kıymetini hiç anlamadık, düşünmedik bile üzerinde sanki hep ona sahiptik elimiz kolumuz gibi. Onu kaybetmeden de değerini anlamayacaktık. Anlamadık da. Hala da anlamıyoruz. En azından ben çoğu zaman anlamıyorum.

Sürekli bir şeyleri isterken buluyorum kendimi. Elimdekilerin kıymetini bilmeden durumumdan şikâyet ediyorum.  Ne işe yarıyor HİÇ. Beni ve çevremdekileri mutsuz etmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Ben istiyorum diye birden önümde bitivermiyor her şey. Zaman ve çaba gerektiriyorlar. Elde etmek için çabalamak yerine yerimde durup söyleniyorum. Ne ileri ne geri sürekli aynı yerde. Şimdiden on yıl sonrasını istiyorum. İlk defa yemek yapayım harika olsun, ev işi yapayım hemen muhteşem bir ev hanımı olayım, bir iş kurayım ertesi gün süper para kazandırsın, bir yerde işe gireyim hemen müdür olayım, araba kullanayım hemen Schumacher olayım. Hiç zorluk olmasın yani hayatımda. Böyle bir hayat vermez Rabbim biliyorum verirse de o hayatın hesabını vermek çok zor olur.  Bilmeme rağmen neden hala bu düşüncelerle takılıyorum işte onu bilmiyorum.  Bununda bir anda gitmesini istiyorum kafamdan dimi, ben hiç çaba göstermeden bütün kötü düşünceler gitsin kafamdan istiyorum. Komik.

Çaba göstermeden bir şey elde edilmez, bir hastalıktan kurtulunmaz.  Önce istememiz lazım gerçekten istemek sonra çaba göstermek ve halimize şükretmek.  Ben istiyorum bu hastalıklı düşüncelerden, sızlanmalardan, uyuşukluklardan kurtulmayı, sahip olduklarım için şükretmeyi. Bir yerden başlamak gerek.. Allah’ım bana bu farkındalığı ve çabalama isteğini verdiğin için sana şükürler olsun.

öyle işte..

Yorucu geçen hafta sonu ve hasta geçen hafta başının ardından yine buradayım.  Semeke ile çok dalga geçtim sanırım hastasın uyuşuksun diye Rabbim başıma verdi. Hafta sonu biraz yoruldum sanırım bir de uykusuz kalınca bir baktım pazartesi kafamı yataktan kaldıramıyorum. Halsizlik yorgunluk tavan yapmış durumda. İki gün yattım evde işe gitmedim. Bugün bir gayret geldim ama kafamı zor tutuyorum. Sıcaklar bizim gibi düşük tansiyona sahip insanları fena çarpıyor. Bu havalarda kendimi eve kapatasım geliyor, kendimi yormadan yavaş yavaş geçirmeliyim günlerimi.

Hafta sonu yorucu olsa da harikaydı. Kuzenlerle bol bol vakit geçirdik, eğlendik, ramazan için iftar ayarladık. Beti ile yine gece oturduk. Ama yaşlanmışız sanırım artık sabahlayamadan sızdık =). Arada bir akrabalarla zaman geçirmek çok iyi geliyor insanın ruhuna .

Bu hafta içi yapmam gerekenleri yazmayacağım çünkü geçen hafta yazdıklarımdan sadece gezmeyi yaptım =). Bir de kitaplarımı okuyorum işte.

Dün arkadaşım doğum yaptı. Küçücük çok tatlı bir bebekti kucağındaki. Artık eskisi kadar korkutucu gelmiyor çocuk sahibi olma fikri hatta bazen baya cezp ediyor beni. Ama semeke yasak koydu. Ben adam gibi ev hanımı olmadan, iş yapmayı, pratik olmayı öğrenmeden çocuk falan yokmuş. Zaten benim cezp halimde bir iki saatlik bir şey sonra hemen vazgeçiyorum. Daha zamanı var inşallah.

Haa bu arada yeni bir şey öğrendim hayatla ilgili. İçinde olup biten her şeyi dışına yansıtmayacakmışsın. Senin içinde olan senin içinde kalmalıymış. O bir tek orada rahat edebiliyormuş başkasının içinde senin içinde durduğu gibi durmuyormuş, rahatsızlık veriyormuş ona. Benim içim dışım bir demek iyi değilmiş yani. Susmayı öğrenmeliyim artık..